Tiyatro Nedir?
Tiyatro Nedir?
Tiyatro, çeşitli tiyatro gösterilerinin izleyici önünde oynandığı yere denir. Tiyatro sözcüğü Yunanca’da “seyirlik yeri” anlamına gelen teatron’dan türetilmiş, dilimize İtalyanca’daki teatro sözcüğünden geçmiştir. Tiyatro, hayatta gelip geçmiş veya olabilecek yada tümüyle imgesel olayların belli yerlerde, yetenekli kişilerce (artistlerce) seyirciler önünde canlandırılması sanatıdır. İçinde bu sanatın gösterildiği yapıya tiyatro, burada temsil edilmek üzere hazırlanmış yazıya da tiyatro yapıtı (piyes) denir. Günümüzde modern bir tiyatro binası başlıca üç bölümden oluşur. İzleyicilerin oturarak oyunu izlediği oditoryum, oyunun sergilendiği sahne, sahnenin iki kenarında ve arkasında çeşitli dekor ve gereçlerin bulunduğu sahne arkası yada kulis.
Tiyatro yapıtları Anadolu’nun Eski Çağ’da gelişmiş büyük kentlerinde (Side, Aspendos, Efes, Bergama vb.) ve Ege uygarlığının geliştiği ülkelerde, üstleri açık olarak (açık hava tiyatrosu), özellikle dağların ve tepelerin yamaçlarında, eteklerinde kuruludur. Seyircilerin oturacakları yerler, basamaklar ve yarım daireler oluşturacak biçimde yükselirdi (anfiteatro). Yarım dairenin ortasında ve en alt sıranın önünde orkestra, gerisinde oyuncuların soyunma odaları ile depolar vardı.
Tarih boyunca toplumların değişimine paralel olarak tiyatro çeşitli evrimler geçirmiştir. Mesela Romalılar ayrı biçimde taştan, büyük tiyatrolar yaptılar. Roma tiyatrosunda basamaklı sıralara duvarlar destek oldu. Sahnenin de değişik bir görünüşü vardı. Yerler sınıflara göre ayrılmıştı.
Ortaçağ Avrupa’sında dinsel konularla ilgili temsiller kiliselerde verildi. Daha sonra tiyatro kiliseler dışında da gelişti. Temsiller kent meydanlarına kurulan salaş sahnelerde verilmeye başlandı.
Rönesans sonlarında tiyatro büyük önem kazandı. Opera türünün doğuşu da bu çağda olmuştur. XVIII. Yüzyılda birer sanat anıtı olan opera binaları yapıldı. Tiyatro uluslar arası bir sanat kolu haline geldi; tiyatro için okullar açıldı. XX. Yüzyılda tiyatro yapıları ve temsiller her yönüyle büyük gelişmeler gösterdi.
Tiyatro sanatı hareket ve sözle bir öyküyü canlandırma sanatıdır. Sahnelenen oyunun izleyici üzerinde güçlü bir etki oluşturması için dekor ve kostümün yanı sıra çeşitli ışıklandırma ve ses aygıtlarından da yararlanılır. Bir yada daha çok oyuncunun tanrılarla ilgili öyküleri canlandırdıkları dinsel törenlerden doğan bu sanatın ortaya çıkış tarihi tam olarak bilinmemektedir. Gene de tiyatro oyunları bir çok eski toplulukta ilkel biçimde de olsa sahneleniyordu.
Tiyatro sanatı Eski Yunan’da altın çağını yaşadı. Acı çekme ve ölüm gibi acıklı konuları işleyen ve mutsuz bir sonla biten trajedi ile yaşamın gülünç yanlarını ortaya koyan komedi türlerini Yunanlılar ortaya çıkardı. Klasik tiyatro olarak bilinen Eski Yunan oyunları, tıpkı daha yeni sayılan yazarların bir yüzyıl öncesine kadar yazdıkları oyunlar gibi koşuk biçiminde yazılıyordu. Bugün yazılan oyunların hemen hemen tümü ise düz yazıyla kaleme alınmıştır.
Tiyatronun Kökeni
Tiyatro da başka sanatlar gibi dinsel törenlerden doğmuş, sonra dinden bağımsızlaşarak sanatlaşmıştır. Kökeninde, ilkel insanın doğa olaylarını kendi bedensel hareketleriyle simgesel olarak temsil etme çabaları yatar. Avrupa’da Üst Paleolitik Çağdan (İ.Ö 40-10 bin yıl önce) kalma mağara resimlerinde, ellerine ve yüzlerine hayvan postları geçirmiş insanların ritmik hareketler yaptığı görülmektedir. Bunlar, maske ve köstüm kullanımının, dolayısıyla tiyatronun ilk örneği sayılır. Maske, kişinin kendi kimliğinin aşarak başka kimlikleri ve daha genel varlık biçimlerini temsil etmesinin en etkin yollarından biridir.
İlkel toplulukların animist inançlarına göre, yinelenen doğal olayların ruhları, kişilikleri vardı; bu kişiler, sonradan tapınma nesnelerine, tanrılara dönüştü.
İnsanlar, belli zamanlarda yapılan törenlerde bu tanrıları temsil eden maskelere bürünerek kendi yaşamlarını etkileyen doğa olayları üzerinde denetim kurmaya çalıştılar. Yağmur yağdırmak ya da avda başarılı olmak için yapılan törenler danslar, Kurallı oyunun ilk örneğiydi. Eski inançların hemen hepsi görülen “ölme ve yeniden dirilme” teması da, insanlara verdiği kılık değiştirme ve kişileştirme olanaklarıyla, tiyatronun çıkış noktalarından biriydi. Mevsimlerin dönüşü, kışın bahara dönüşmesi gibi yinelenen doğa olayları, eski yılı temsil eden kralın yeni yılın kralın karşısında yenik düştüğü bir törensel boğuşmayla temsil ediliyordu.
Başlangıçta canlı insanların kurban edildiği bu boğuşma ve ölümler zamanla simgeleşti ve iki ayrı gücün çatışması da yerini tek bir gücün ölüm ve yeniden dirilme törenine bıraktı.
Bazı başka kuramlara göre ise tiyatronun kaynağı şamanist inançlardır. Şamanist törenlerin özelliği, izleyici ya da katılımcılara, tanrısal gücün simgesi yerine kendisini göstermesiydi. Bu törenlerde belirli kurallara uygun davranışlarla kendinden geçen şaman, öte dünya ile bu dünya arasında bir aracı rolü üstlenmektedir.
Tiyatro, bugün de kökenindeki bu iki eğilimin izlerini taşır, bu iki eğilim arasındaki gerilimden güç alır: Bir yanda doğa güçlerini simgesel olarak canlandırma, temsil etme işlevi; öte yanda, doğaüstü güçlerin görünmesine aracılık etme işlevi. Doğaya öykünme kuramına göre, tiyatronun en önemli öğesi kılık değiştirmedir.
Tiyatronun Öğeleri
Bir tiyatro eserinde iki temel öğe vardır:
a) Tiyatroda Olay: Her tiyatro eserinde bir olay ya da olaylar zinciri vardır. Bu olaylar eyleme dönüşmüş tutkular, özlemler, düşler ve isteklerdir. Her oyunda dramatik eylem, bir anadüşünceye, bir duyguya dayanır. Sözgelimi, Shakespeare’nin Kral Lear adlı tiyatro eserindeki olaylarla okuyucuya iletilmek istenen düşünce şudur: “Güzel ve parlak sözlere inanış, körü körüne güven, en güçlü kişileri bile yıkıma götürür.” Oyunda, Kral Lear kızlarının yaldızlı sözlerine inanarak onlarla iktidarı paylaşır. Kızları da devleti ele geçirince babalarını saraydan kovarlar. Bunun üzerine Kral Lear, doğru sözlü olduğu, gerçekleri yüzüne karşı söylediği için mirasından yoksun bıraktığı kızının yanına sığınır. Kızlarının aldatıcı sözlerine kanarak yitirdiklerini düşünür ve sonunda çıldırır. Böylece bir dizi dramatik olay ortaya çıkar.
b) Tiyatroda Kişiler: Tiyatro eserlerinde olaylar bir savaşımdan (mücadeleden) doğar. Bu savaşımda farklı güçler karşı karşıya gelir. Oyun da böylece yeni boyutlar kazanır. Olayların ortaya çıkışında etken olan varlıklara oyunun kişileri denir. Tiyatronun amacı insan ve toplum yaşamını anlatmak olduğuna göre insansız bir tiyatro düşünülemeyeceği açıktır. Romanda olduğu gibi, tiyatroda da yazar tipleş-tirme ya da karakter çizme yöntemine başvurabilir.
Tiyatro eserlerinde olay ve kişiler gibi temel öğeler yanında dekor, giysi ve ışık gibi yardımcı öğeler de bulunur. Bir tiyatro eseri serim (başlangıç), düğüm (gelişim) ve çözüm (sonuç) gibi bölümlerden oluşur.
Tiyatro Eseri (Oyun, Piyes): Sahnede oynanmak için yazılmış eserlerdir. Oluş halindedirler. Yazarın ağzından anlatılmaz.
Olay: Tiyatro eserinin konusudur. Serim, düğüm, çözüm bölümlerinden oluşur.
Kişi: Tiyatro eserinde kişiler eylem içinde verilir.
Üslup: Söyleyiş özelliğidir.
Oyuncu: Tiyatronun temelini oluştururlar. Rolü canlandırırlar.
Sahne: Olayın geçtiği yerdir. (Fıkra, meclis)
Seyirci: Tiyatro izleyicisidir.
TİYATRO TÜRLERİ
Tragedya
(Trajedi, Ağıt)
İlk örnekleri eski Yunan edebiyatında (MÖ. 6.yy) görülen tragedya, seyircide acıma ve korku duyguları uyandırarak ruhu tutkulardan temizlemek amacıyla yazılan ve kendine özgü katı kuralları olan bir oyun türüdür. Tragedya, eski Yunan ve Latin edebiyatlarının taklit edildiği ve Klasisiz-min etkili olduğu 17. yüzyılda, özellikle Fransa’da yeniden canlanmış ve 19. yüzyılın ortalarına kadar sürmüştür.
Trajedi (Tragedya): Bu sözcük Yunanca tragoidia’dan gelir; tragos (keçi) ve oidie (Türkü) sözcüklerinin birleşmesiyle “keçilerin Türküsü” anlamına kullanılır. Dionysos şenliklerinde koro, tanrının ona bağlı kölelerini simgeliyordu. Tanrının çevresinde hep doğanın yabancı güçlerini temsil eden teke ayaklı satyrler bulunduğu için ilk başlarda, koro da satyrlerin biçimine giriyordu; ilk dönemlerde, korodaki oyuncular teke derileri (tragoi) giyerek oyun alanına çıkıyorlardı. Tragedya türü de tragos’ların şarkılarından doğdu.
Tragedyanın konu kaynağı efsanelerdi. Zaten efsaneler Yunan şiirinin de kaynağı olmuştu. Kendisinden sonra gelen yazarların bitmez tükenmez hazinesi olan Homeros efsaneleri güzel bir üslûp içinde tekrarlanmıştı. Ancak dram sanatı, bu efsanelerden yepyeni bir biçimde esinlendi. Efsaneler geleneksel bir süsleme sanatı gibi, tekrarlanmanın batağına tam düşecekken, dram sanatı bu efsanelere yeni bir soluk getirdi ve geniş bir ufuk açtı. Çünkü efsanelerde idealize edilerek ya da süslenerek anlatılan olaylar ve bu olayların içindeki kahramanla dram sanatı yoluyla Atina halkının özelliği ve tavrı oluverdi; efsaneler yoluyla önemli gerçekler üzerinde duruldu.
Yunan tragedyasının özellik gösteren düşünce düzeyinden biri “gururlanma günahı” ve bu günahın kaçınılmaz cezasıydı. Grekler bu cezayı tanrıça Nemesis’e bağlarlardı. Nemesis, başarıları ve sürekli zenginlikleri yüzünden tanrıları unutan insanların kırbacı, onları cezalandıran bir yüce güçtü. Yunan seyircisi için hiçbir şey gurur kadar kahramanın kötü bir duruma düşmesindeki acıya, gölge düşüremezdi.
Yunan tragedya yazarları, oyunlarında tekrar tekrar bu günah-ceza kavramları üzerinde dururlardı. Hele Aiskhilos bu dinsel kavramlara her zaman dikkat etmişti. Ancak antik tragedyadaki günah kav-ramı bugünkünden değişikti: bazen günah hafif olur, unutulurdu; bazen günahı işleyen farkına bile varmazdı; bazen da günahı işleyen cezaya çarptırılan değil, onun babası ya da atası olurdu. Tragedya kahramanları günahlarından dolayı vicdan azabı çekmezlerdi.
Yunan tragedyasının yapısı konuşmalı ve şarkılı bölümlerle kuruludur. Konuşmalı bölümler üçe ayrılır:
Progolos, yani başlangıç: Koro’nun ortaya çıkmasından önce söylenen bölümdü. Oyun üzerine bazı açıklamaların yapıldığı yerdi. Bu bölüm yalnız bir kişi tarafından seyirciye doğru söylenirdi. Bir çeşit anlatıcının bölümüdür. Bu başlangıç bitince koro oyun alanına girer ve oyun bitinceye kadar kalırdı.
Epeisodion’ lar: Bunlar koronun şarkıları arasındaki bölümlerdi. İ.Ö. V. yüzyıldan itibaren her oyunda üç Epeisodion’un olması bir kural durumuna geldi.
Eksodos, tragedyanın bitişiydi: İlk dönemlerde koronun dışarı çıkması sırasında söylenen lirik bir şarkıydı.
Tragedyanın Özellikleri
* Konular tarihten ya da mitolojiden alınır. Ho-meros destanları, Yunan ve Latin mitolojileri, Roma tarihi… tragedyaların başlıca kaynaklarıdır.
*Kahramanlar yüksek tabakadan (krallar, kraliçeler, soylular) ve doğaüstü varlıklardan (tanrılar, tanrıçalar) seçilir.
* Tragedya baştan sona ciddi bir hava içinde geçer.
* Erdeme ve ahlâka değer verilir. Sözgelimi oyunda bir kral, hiçbir zaman kötü özellikleriyle tanıtılamaz.
* Tragedyalar kesintisiz oynanır; perde yoktur. Eser birbiri ardından sürüp gelen diyalog ve koro bölümlerinden oluşur.
* Tragedyalarda genellikle beş bölüm vardır. Bu bölümler manzum olarak yazılmıştır. Koro, eski Yunan tiyatrosunun temel öğesidir. Koro, bir kentin ihtiyarları ya da kadınlarından oluşur; halkı temsil eder. Koro, eyleme karışmaz; olup bitenlere seyirci kalır.
*Tragedyalar “üçbirlik kuralı”na uygun yazılır. Bu kurala göre tek bir ana olay, Sahne de-ğişmeksizin en çok 24 saat içinde anlatılmalıdır.
* Tragedyalarda vurma, yaralama, öldürme… gibi olaylara seyircinin gözü önünde yer verilmez; bunlar dışarıda gerçekleşir, Sahneye haberi ulaştırılır.
*Eserde yüksek ve ağırbaşlı bir dil kullanılır; kaba saba sözlere yer verilmez.
Önemli Tragedya Sanatçıları: Aiskhyleos (MÖ. 525-456), Sophokles (MÖ. 495-406)
Eski Yunan Edebiyatı’ndaki tragedya sanatçıları ise, Euripidies (MÖ. 480-406), Corneille(1606-1684) ve Racine (1639-1690)’dir.
Komedya
Komedya kelimesini Comos +Oidia kelimeleri meydana getirmiştir. Comos; halk, cümbüş vs.anlamına, Oidia ise ezgi anlamına gelir. Olayların ve insanların komik yanlarını ortaya koyan oyun türüne komedya denir. Bu tür de, tragedya gibi, şarap tanrısı Dionysos adına yapılan törenlerden doğmuştur. İnsanların bir takım olaylar karşısında verdiği bazı tepkilerin ve duyguların tarihsel süreç içinde güncel yaşama yansıması komedyanın kaynağıdır.
İnsanların ve olayların gülünç tarafflarını ortaya koyan bir tiyatro çeşidi. Tragedya gibi, Yunanistan’da, bağbozumu tanrısı Dionysos’un şerefine yapılan din törenlerinden doğmuştur.
Özellikleri : Komedyada, gülünçlükleri ortaya koymak suretiyle seyirciyi güldürmek amacı güdülür. Konular, çağdaş toplumdan geçmiş toplumlardan günlük hayattan alınarak işlenir. Kişiler, çoklukla halk tabakasından kimselerdir. Çirkin sayılan olaylar bile, seyircinin gözleri önünde geçirilir. Perde sayısı yazarın isteğine bağlıdır. Manzum yazılabildiği gibi, nesirle de yazılır. Üç birlik kuralına uyguluk gösterir.
Çeşitleri : Başlıca komedya çeşitle şunlardır: a- Karakter komedyası (insan karakterinin gülünç ve aksak taraflarını gösteren komedyalardır.) b - Töre komedyası (Toplumun gülünç ve aksak taraflarını gösteren komedyadır), c - Entrika komedyası (Olaylar merak uyandıracak şekilde tertiplenerek, güldürmekteki başka bir amaç güdülmedi yazılan komedyadır. Bugün bu yolda komedyalara ‘vodvil’ adı verilir).
İlk örnekleri Yunan ve Lâtin edebiyatlarında görülen komedya, Rönesans’tan bu yana Batı milletlerin edebiyatın da çok gelişmiştir. Devlet tiyatroların büyük bir çalışma içinde bulundukla son yıllarda, bizde de komedya alanı da çeşitli eserler meydana getirilmiştir.
En büyük komedya yazarları, yunan edebiyatında Aristophanes (M.Ö. 445 - 385), Fransız edebiyatında Moliera (622 - 1678) dir.
Aristophanes (MÖ. 445 - 385) Yunan Edebiyatı
Terentıus (MO. 195 - 159) , Moliere (1622 - 1676) Fransız Edebiyatı
Menandros (MÖ. 342 - 292) Plautus(MÖ 254-1&4) Latin Edebiyatı
Gogol (1809 -1852) Rus Edebiyatı
Ben Johnson (1573 -1637) İngiliz Edebiyatı’nda güzel örnekler vermişlerdir.
Komedya Türleri
a) Töre Komedyası: İnsanların aksak ve gülünç taraflarını, gelenek ve törelerin bozuk yanlarını anlatan komedyadır. Aşağıda verilen eserler bu türün en önemli örnekleridir:
Şair Evlenmesi (Şinasi), Gülünç Kibarlar (Moliere), Eşek Arıları (Aristophanes), Müfettiş (Gogol)
b) Karakter Komedyası: İnsanların kişiliklerinin ve karakterlerinin aksak ve gülünç taraflarını gösteren komedi çeşididir. Bu çeşit komedinin en tanınmış örnekleri şunlardır:
Tartuffe (Moliere), Cimri, Venedik Taciri (Shakespeare)
c) Entrika Komedyası: Yaşanan olayları insanları şaşırtacak ve merak uyandıracak şekilde anlatan tiyatro çeşididir. Entrika komedisine şu örnekler verilebilir:
Yanlışlıklar Komedyası (Shakespeare), capin’in Dolapları (Moliere)
Komedya’nın Özellikleri
*Üçbirlik kuralına uyulur.
*Üslupta soyluluk aranmaz; her türlü kaba sözlere ve şakalara anlatımda yer verilir.
*Komedyada amaç, kişisel ve toplumsal bozuklukların gülünç yanlarını göstererek seyirciyi doğru düşündürmektir.
*Vurma, yaralama., gibi olaylara Sahnede yer verilebilir.
*Diyalog ve koro bölümlerinden oluşur.
*Konular çağdaş toplumdan ve günlük hayattan alınır.
*Nazımla (şiir biçiminde) yazılır. 17. yüzyıl Fransız komedyasında düzyazı biçiminde yazılmış oyunlar da vardır.
*Eser, kesintisiz oynanır ve beş bölümden oluşur.
Dram
Yaşamın acıklı ve gülünç yönlerini bir arada yansıtan tiyatro türüne dram denir. Komediler yalnız gülünç, trajediler de acıklı olayları canlandırmak için yazılmıştır. Oysaki yaşam, acıları ve sevinçleriyle bir bütündür. 19. yüzyıl’da Fransa’da, yaşamın hem acıklı hem gülünç yönlerini birlikte işleyen dram türü ortaya çıkmıştır.
Dram türünün gelişiminde Shakespeare’in önemli katkıları olmuştur. Shakespeare, klasik tiyatronun zaman ve yer birliği kurallarını yıkmıştır. Ayrıca acıklı ve gülünç olayları Sahnede içiçe vererek dramın ilk örneklerini vermiştir. Sanatçının, şiir ile düz yazıyı içiçe kullandığı oyunları, önce Alman romantiklerini, sonra da Fransız romantiklerini etkilemiş, böylece dramın temelleri atılmıştır.
Fransız romantiklerinden Victor Hugo, “Cromwel” adlı eserinin ön sözünde dramın özelliklerini şu sözlerle açıklar: “Dramın özelliği gerçektir. Gerçek, yaratılışta, yaşamda olduğu gibi dramda da karşılaşan iki tipin, yüce ile gülüncün birleşmesinden doğar. Doğada olan herşey sanatta da vardır.”
Dram genel olarak Sahne için yazılmış oyundur. Ancak kategorileri ve alt dalları bulunmaktadır. Dram, “drama” adından çıkmıştır. Dram oyunu çoğu zaman hüzünlü bir oyun anlamı içermekle birlikte günümüzde oynanan çoğu dram oyununda komedi unsurları da ara ara ön plana çıkmaktadır.Dram Dramatik anlamında da kullanılmaktadır. Ancak Dramatik sözcüğü ile eşleştimek tiyatro için pek yerinde olmaz.
Dram yazarı uygulamalarında pek çok konuyu ortak bir paydada birleştirir.
18. yüzyıldan beri tragedya veya komedya dışındaki oyunlar “dram” terimi ile adlandırılmıştır.
Dramın Önde Gelen Sanatçıları:
Diderot (1713 -1784) Victor Hugo (1802 - 1885)
Shakespeare (1564-1616)
Lessing (1729-1781)
Goethe (1749-1832)
Schiller (1759-1805)
Dram Türleri
a) Burjuva Dramı: Fransız filozofu Diderot (1713-1784)’un tragedyaya karşı çıkmasıyla ortaya çıkmıştır. Burjuva dramında günlük olayları işlemek, orta sınıfa seslenmek, güzel İle faydalıyı göstermek, ahlakçı görüşü vurgulamak ve günlük yaşayışın doğal dili olan nesir ile yazmak başlıca amaçlar olmuştur.
b) Romantik Dram: Tragedyanın belli kurallarını yıkmak amacı gütmüştür. 19. yüzyılın ilk yarısında Romantizm akımıyla birlikte ortaya çıkmıştır. Romantizmle birlikte edebiyatın her dalında başlayan isyan hareketi tiyatro alanında ürününü dram olarak vermiştir. İngiliz oyun yazarı Shakespeare’ın ilk örneklerini verdiği bu tür, Alman edebiyatında Goethe, Schiller gibi sanatçıların ilgisini kazanmıştır. Romantik dramın ilkelerini ilk kez Fransız sanatçı Victor Hugo, Cromvvell (1827) adlı oyununun önsözünde ortaya koymuştur.
Romantik dramın temel özellikleri şunlardır:
*Oyunda acıklı ve gülünç olaylar bir arada verilebilir.
*Olaylar tarihten ya da günlük hayattan alınabilir.
*Nazım ya da nesir biçiminde yazılabilir.
*Kahramanlar her tabakadan seçilebilir.
*Acı veren olaylar Sahnede gösterilebilir.
*Perde sayısı yazarın isteğine bağlıdır.
*Yerli hayata ve ulusal konulara önem verilir.
*Klasik tiyatronun “zamanda ve mekanda birlik” kuralına uyma zorunluluğu yoktur.
c) Çağdaş (Modern) Dram: Romantizm akımının etkili olduğu dönemlerden sonra da biçim ve içerik değişiklikleriyle yeni boyutlar kazanmış ve günümüze kadar varlığını sürdürmüştür. Günümüzde değişik görüşlerin ve akımların doğrultusunda dramlar yazılmakta ve bunlar çağdaş dram içerisinde değerlendirilmektedir.
Dram’ın Özellikleri
* Üç birlik kuralına uyma zorunluluğu yoktur.
* Hem acıklı hem de gülünç olaylar, yaşamda olduğu gibi bir arada bulunabilir.
* Olay, tarihin herhangi bir devrinden ya da günlük yaşamdan alınabilir.
* Kişiler, halkın her kesiminden seçilebilir.
* Acı veren olaylar (ölüm gibi) Sahnede oluş halinde gösterilebilir.
* Hem şiirle hem de düzyazı ile yazılabilir.
21/4/2008 | Kategori: TIYATRO | Yorum (yok) | Yorum Yaz | Kalıcı Bağlantı


